Hakkında The Man Who Knew Too Much
Alfred Hitchcock'un 1956 tarihli 'The Man Who Knew Too Much', gerilim türünün ustaca işlenmiş bir örneğidir. Film, Fas'ta tatil yapan Amerikalı doktor Ben McKenna (James Stewart) ve eski şarkıcı eşi Jo (Doris Day) ile küçük oğullarının hikayesini anlatır. Sıradan bir tatil, bir cinayete tanık olmalarıyla aniden kabusa dönüşür. Çift, oğullarının kaçırıldığını ve onu kurtarmak için Londra'da planlanan bir suikastı engellememeleri halinde tehdit edildiklerini öğrenir. Bu andan itibaren, kendilerini uluslararası entrikaların, yanlış kimliklerin ve sürekli bir gerilimin içinde bulurlar.
James Stewart, sıradan bir adamın olağanüstü koşullarda gösterdiği kararlılığı ve korkuyu mükemmel bir şekilde yansıtır. Doris Day ise sadece endişeli bir anne değil, aynı zamanda geçmişindeki yetenekleri (ünlü 'Que Sera, Sera' şarkısı bu film için yazılmıştır) bu kriz anında kullanabilen güçlü bir karakteri canlandırır. Hitchcock'un yönetmenliği, gerilimi adım adım artırmadaki ustalığını bir kez daha gözler önüne serer. Özellikle Londra'daki Albert Hall sahnesi, diyalogsuz ilerleyen ve sadece görüntü ve müzikle inanılmaz bir gerilim yaratan, sinema tarihine geçmiş bir sekans olarak öne çıkar.
Film, aile bağlarının gücünü, sıradan insanların baskı altında neler yapabileceğini ve uluslararası siyasetin karanlık dehlizlerini işler. Hitchcock'un kendi 1934 versiyonunu yeniden çektiği bu yapım, daha geniş bir bütçe, renkli çekimler ve olgunlaşmış bir anlatımla izleyiciye sunulur. Gerilim sevenler için klasikleşmiş, sürükleyici bir Hitchcock başyapıtı olan 'The Man Who Knew Too Much', karakter derinliği ve ustaca kurgulanmış gerilim sahneleriyle mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.
James Stewart, sıradan bir adamın olağanüstü koşullarda gösterdiği kararlılığı ve korkuyu mükemmel bir şekilde yansıtır. Doris Day ise sadece endişeli bir anne değil, aynı zamanda geçmişindeki yetenekleri (ünlü 'Que Sera, Sera' şarkısı bu film için yazılmıştır) bu kriz anında kullanabilen güçlü bir karakteri canlandırır. Hitchcock'un yönetmenliği, gerilimi adım adım artırmadaki ustalığını bir kez daha gözler önüne serer. Özellikle Londra'daki Albert Hall sahnesi, diyalogsuz ilerleyen ve sadece görüntü ve müzikle inanılmaz bir gerilim yaratan, sinema tarihine geçmiş bir sekans olarak öne çıkar.
Film, aile bağlarının gücünü, sıradan insanların baskı altında neler yapabileceğini ve uluslararası siyasetin karanlık dehlizlerini işler. Hitchcock'un kendi 1934 versiyonunu yeniden çektiği bu yapım, daha geniş bir bütçe, renkli çekimler ve olgunlaşmış bir anlatımla izleyiciye sunulur. Gerilim sevenler için klasikleşmiş, sürükleyici bir Hitchcock başyapıtı olan 'The Man Who Knew Too Much', karakter derinliği ve ustaca kurgulanmış gerilim sahneleriyle mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.


















